Müslümanlara duyurulur, Allah'a emanet olun.
Özel katkı maddeleri:
1) Peynir mayası: Sütü pıhtılaştırıp peynir haline getirmek için kullanılan bir enzimdir. Bu işlevi sütü sıvı tutan süt proteinlerini parçalayarak yapar. Peynir mayası geviş getiren hayvan buzağılarının dördüncü midelerinden (şirden) elde edilir. Bunun için hayvan kesilip şirdeni çıkarılır ve astar (mukoza) tabakası soyulup ince ince kıyılarak yağı akıtılır. Daha sonra güneşte kurutulur, iyice ezilip öğütülür. Tuzlu suda veya borik asit içinde 30 derecede 4-5 gün saklanır.
Günümüzde bu mayalar dana, domuz, piliç gibi hayvanlardan elde edilmektedir. Domuz mayası çok ucuza mal edildiği için çoğunlukla dana mayasına karıştırılarak kullanılır.
Kurutulup toz haline getirilen mayalarda hücre canlılığı kalmaması, orijini olan hayvanın etinden ayrı bir kimyasal madde haline geldiği söylenebilir mi? Burada değişim kimyasal değişim sonucu yeni bir madde mi meydana gelmiştir?
Fıkıh literatüründe (
انفحة) kelimesiyle ifade edilen “kursak” ya da “peynir mayası” ile ilgili hüküm aşağıdaki şekilde değerlendirilmiştir: Peynir mayası, eti yenen ve İslâmî usullere göre tezkiyesi yapılmış bir hayvandan alınmışsa temiz sayılır ve böyle bir maya kullanılarak yapılan peynir yenilebilir, bu konuda görüş birliği vardır.
Eğer maya meyteden ya da İslâmî usullere göre kesilmemiş bir hayvandan alınmışsa, Ebu Hanîfe’ye göre yine temiz kabul edilir ve peynir yapımında kullanılabilir.
Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre ise maya katı olduğu takdirde yıkanınca temiz sayılır ve bu aşamadan sonra peynir yapımında kullanılabilir. Maya sıvı olduğu takdirde ise temizlenme imkânı olmadığı için kullanılamaz.
Diğer mezheplere göre de meyte kabul edilen hayvandan alınan peynir mayası temiz olmadığı için kullanılamaz.
İbn Teymiyye bu konuda Ebu Hanife’nin görüşünü desteklemiş ve delil olarak sahabenin İran fethedilince Mecusilerin imal ettiği peynirden yemesini delil olarak sunmuştur.
Bu görüş ışığında yabancı ülkelerde imal edilse de, domuz orijinli gibi haram bir katkı maddesi taşımadığı bilindiği sürece, peynirin yenilebileceğini söylemek mümkündür.
2) Kimyasal mayalar: Genetik mühendisliği, buzağı genlerine konakçı mikroplar aşılayarak kimyasal kaynaklı mayalar elde etmişlerdir. Bugün için batı ülkelerinde peynir üretimi için kullanılan mayaların yarısını bu çeşit enzimler oluşturmaktadır. İslâmî usule göre kesilen bir buzağının genleri kullanılınca, böyle bir mayanın caiz olduğunda şüphe bulunmaz.
3) Karışık maya: En kaliteli peynir, dana mayasından elde edilir. Dana mayası ile domuz mayası karışımının, saf dana mayası kalitesinde peynir üretimi sağladığı görülmüştür. Kısaca peynir mayası bir çeşit “buzağı eti ezmesi” dir.
Domuz mayası karıştırılmamış saf dana mayası kullanımı tercih edilmelidir.
4) Jelâtin (E441): Hayvanların deri, kemik, kıkırdak, bağ dokusu gibi kısımlarının uzun süre kaynatılması, asit ve kireçle muamele edilmesi sonucunda elde edilen şeffaf ve yumuşak bir maddedir.
Jelâtin sığır, domuz, balık ve kümes hayvanları gibi omurgalıların Kollagen’inden elde edilen bir protein türüdür. Gıda ve ilaç üretiminde ve sanayide birçok kullanım alanı vardır. En çok kullanıldığı alan jöleler ve jelâtinli şekerlemelerdir. Ayrıca hazır gıdalarda sabitleştirici, kıvam arttırıcı olarak kullanıldığı gibi, dondurma, reçel, krem peynir ve margarinlerde yapı elemanı olarak kullanılır. Jelâtin elma suyu benzeri meyve sularını ve sirkeleri berraklaştırmak için de kullanılır.
Bu katkı maddesi et ve deri sanayiinin bir yan ürünü olarak üretilir. Bu yüzden batı ülkelerinde üretim kaynaklarının başında domuz derisi ve domuz kemikleri gelir. Ayrıca küçük ve büyük baş hayvan artıklarından da elde edilir.
Jelâtinin İslâm’a göre eti yenen hayvanların et, deri ve kemiklerinden üretilmesi durumunda bunun çeşitli gıdalarda katkı maddesi olarak kullanılmasında bir şüphe bulunmaz. Domuz eti, derisi ve kemiğinden üretilen jelâtinin gıdalarda kullanımının ise aslına kıyasla caiz olmaması gerekir.
Bugün dünya üzerinde yılda 380 000 ton jelatin tüketilmektedir. Türkiye’nin yıllık tüketimi ise, 2007 yılı için, 4000 ton civarındadır. Tüketim her yıl için %8-10 arasında artış göstermektedir. Bu tüketimin tamamı ithal yolu ile karşılanmaktadır. Dünya piyasalarında kg fiyatı 4-6 USD’dan işlem görmektedir. Bu hesaba göre Türkiye ortalama geçen yıl 20 milyon USD’I dışarıya döviz harcamış gözükmektedir.
E) Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO):
Hz. Peygamber’in Medine’ye hicret ettikten sonra, hurmalara aşı yapan yerlileri görünce, bitkileri kendi haline (doğal) bırakmanın daha doğru olacağını söylediği, ancak aşı yapılmayan hurmalardan iyi ürün elde edilemediğini görünce de “siz dünya işlerinizi daha iyi bilirsiniz” buyurarak tecrübeye dayalı bilimin önünü açtığı bilinmektedir. Günümüzde bitkiler üzerinde çeşitli aşı uygulamaları ile daha iyi tohum ya da ürün elde edildiği de görülmektedir. Aşı sonucu elde edilen ürünlerin genetiğinde, orijinalinden farklı bir genetik yapı ortaya çıkmakta mıdır? Kısaca tohum ve ürün ıslahına yönelik, kendi doğal ortamındaki bu kimyasal değişim, gen nakli yoluyla yapılan çalışmalarla aynı nitelikte midir? Aşının belirli bitkiler arasında yapılabilmesi gibi, gen nakli de belli cinsler arasında düşünülmelidir. Bitkilerin kendi arasında, hayvanların da eti yenen ve usulüne göre kesilen hayvanların kendi aralarında uygulanması yoluna gidilmelidir. Ancak GDO. nun insan sağlığı için zararlı bir sonuç doğurmadığının tıp bilimince kesin sonuçlarının ortaya konulması da gereklidir. Özellikle yeni doğacak çocuklar için, hamile olan annenin alacağı GDO’nun doğumsal anomaliye yol açacağı yönünde ciddi eleştirilerin bulunduğu bilinmektedir.
Günümüzde GDO’ların zararından çok faydası olduğunu belirten bilim adamları da mavcuttur. Bunlardan birisi Yeditepe Ü. Genetik ve Biyomühendislik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fikrettin Şahin’dir. Antalya Kumluca’da düzenlenen “Günümüzde tarımın sorunları, çözüm önerileri, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve etik” konulu konferansa katılan Şahin şu tesbitleri yapıyor: “Bitkilerde kullanılan hormonların şu ana kadar ciddi bir yan etkisi olduğu ispatlanamadı. GDO meselesi ise ilaç sektörü ile aynı diyebiliriz. Denetim olmadan GDO’lu ürün piyasaya sürülmüyor. Kimse endişe etmesin. Ayrıca GDO teknolojisi ile ürün kalitesi yükseltilip, üründeki zararlılar yok ediliyor…
GDO deyince domates ve biber ekranlara yansıtılıyor, mısır, soya fasulyesi ve pamuk satılmaya devam ediliyor. Anadolu’ya domates 1600, patates ise 200 yıl önce gelmiştir. Ancak bu ürünler zararlı maddelerden arındırılarak bugünkü hale dönüştürülmüştür. Hiçbir teknoloji faydadan ibaret değildir. İlk dinamiti bulana Nobel ödülü verdiler. Dinamit tünel yapımında da savaşlarda da kullanılıyor. GDO’nun da faydası ve zararı var. Bu teknoloji ile en güzel ürünü de elde edebilirsiniz, biyolojik silah olarak da kullanabilirsiniz. GDO teknolojisi ile Uzakdoğu ülkeleri renkli pirinç elde ederek körlüğü önlediler. ABD sütteki yüzde 34’lük alerji oranını yüzde sıfıra indirdi. GDO teknolojisi dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yasalarla kontrol ediliyor.
Bu teknolojiye karşı çıkanlar bu teknolojiyi bilmeyenlerdir. Komplo teorileri üretilip, bu alanda çalışma yapılmasını engellemek istiyorlar, iddiasında bulunan Şahin, GDO konusunda etik problemi çözmek için hükümetin ‘Biyogüvenlik Yasası’ çıkarmak için adımlar attığını ekledi.”
Sonuç olarak Allah’tan başkası adına kesilen hayvan örneğinde olduğu gibi insan sağlığına zararlı bir yönü bulunmadığı sabit olsa bile, insanların inanç konusundaki duyarlılıkları dikkate alınarak eti yenen ve usulüne göre kesilen hayvanlardan elde edilen katkı maddeleri tercih edilmeli, GDO konusunda da aynı duyarlılık gösterilmeli, bunların üretilmesi ve içeriklerinin etiketlerinde gösterilerek satışa sunulması sağlanmalıdır.
SONUÇ
1) Kur’an-ı Kerim’de eti yasaklanan hayvan ve hayvansal ürün olarak yalnız ölmüş hayvan, domuz eti, akmış kan ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvan sayılmıştır. Suda yaşayan hayvanların ise helal kılındığı vurgulanmıştır. Zahiriye ekolü, yasağın yalnız bu hayvanların etleriyle sınırlı olduğu görüşündedir.
2) Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde temiz olan rızıktan yenilmesi istenmiş ve pis olan gıda maddelerinden uzak durulması bildirilmiştir.
3) Yüce Allah, Hz. Peygamber’e temiz olan şeyleri helal kılma, pis (habâis) olanları da yasaklama yetkisi vermiştir. O, bu yetkiye dayanarak köpek dişi olan yırtıcı hayvanlarla, tırnaklı yırtıcı kuşları, pislik yiyen bir takım hayvanları ve insan fıtratının tiksinti duyduğu haşaratı yasak kapsamına almıştır.
İmam Şafii ve o görüşte olanlar bütün deniz hayvanlarını meşru görürken, Hanefiler yalnız balık türünü meşru sayarlar.
4) Hanefilere göre hayvan kesiminde besmele kasten terk edilmediği veya hayvan Allah’tan başkası adına kesilmediği sürece eti yenilebilirken, Şafiilerde kesen kişinin Müslüman veya ehl-i kitaptan biri olması yeterli görülmüş, besmele çekilmesi müstehap (iyi bir iş) olarak değerlendirilmiştir.
5) Çoğunluk fakihlere göre içildiği zaman sarhoşluk veren her tür içki şarap gibidir ve yasak kapsamına girer. Ebu Hanife’ye göre ise “hamr” sadece üzümden elde edilen içki türünün adıdır. Diğer meyvelerden yapılan içkiler kıyas yoluyla “iskâr (sarhoş etme)” özelliği yüzünden yasak kapsamına alınmıştır. Bunların genel adı “nebiz” olup, sarhoşluk vermeyenlerinin içilmesinde bir sakınca bulunmaz. Bunun bir sonucu olarak şarap dışındaki alkollü içkiler temiz sayılır.
6) Bazı gıda maddelerinin değişim yoluyla nitelik değiştirmesi habâisten iken, tayyibât grubuna geçmesi mümkündür. Şarabın sirkeye dönüşmesi, içine pislik düşen yağ ve bal gibi gıda maddelerinin ateşte kaynatmak gibi yollarla temizlenmesi mümkündür. Ancak bunun yine de laboratuar tahlilinin yapılması uygun olur.
9) Günümüzde özellikle peynir mayası ve jelâtin gibi gıda katkı maddelerinin sığır, koyun, kümes hayvanları ve balık gibi eti yenen hayvanlardan üretilmesi yoluna gidilmelidir. Gıda paketlerinin üzerine, katkı maddesinin türü ve elde edildiği kaynak belirtilmelidir.
10) Kimyasal katkı maddelerinin bunları kullananda doğumsal anomali, alerji, astım, kurdeşen, saman nezlesi gibi etkilere yol açtığının günümüz tıp bilimince tesbit edilmesi, bu maddelerin gıda etiketlerine yazılmasını gerektirir. Çünkü inancına göre yaşama ve sağlığını koruma her insanın doğal haklarındandır.
11) Gen nakli konusunda, bitkilerin kendi arasında, hayvanların da eti yenen ve İslâmî usûle göre kesilen hayvanların kendi aralarında uygulanması yoluna gidilmelidir. Ancak GDO. nun insan sağlığı için zararlı bir sonuç doğurmadığının tıp bilimince kesin sonuçlarının ortaya konulması da gereklidir.
12) Sonuç olarak Helal gıda ile ilgili yukarıdaki delil ve mezhep görüşleri bir bütün olarak değerlendirilip, ülkelerin çoğunluk mezhep görüşleri de dikkate alınarak, bu bilgilerin gıda paketlerinin üzerine yazılması ilgili kamu kurumlarınca sağlanmalı ve denetimleri yapılmalıdır.